Satışları Arttırma Yolculuğu



Tüm girişimcilerin ortak sorusu; “Ürünümün satışını nasıl arttırabilirim?”

Özellikle, gelişmekte olan ve rekabetin çok yoğun yaşandığı günümüz piyasasında bu sorunun cevabını vermek hiç kolay değil. Başlığa bakarak, satışlarınızı arttırmak için sizlere sihirli bir formül sunmamızı bekliyor olabilirsiniz. Hayır, biz size sihir sunmayacağız, onun yerine tecrübelerimizi anlatacağız. Çünkü tecrübelerin, girişimcilerimizi başarıya ulaştırabileceğine yürekten inanıyoruz.

Pazarlama dünyasında “Satış yoksa, zafer de yoktur” şeklinde meşhur bir önerme vardır. Bu önerme bizce doğru, ama eksiktir. Grafimet olarak biz bu önermeyi şu şekilde tamamlıyoruz; “Doğru ambalaj yoksa; satış yoktur. Satış yoksa; zafer yoktur.”

Şimdi hayali bir senaryo eşliğinde bu önermemizi daha anlaşılır kılalım.

Yatırım yapmak isteyen bir girişimci, yıllarca süren fizibilite ve kurulum sürecinden sonra, nihayet ürününü üretmeyi başarmıştır. Hatta pazar araştırması bile yapmış ve ürününün başarılı olacağına artık tam anlamıyla inanmaktadır. Tek ihtiyacı olan ürününü tüketiciye sunacağı, güzel ve çekici bir ambalajdır.

“Güzel ve çekici bir ambalaj” üretmek ne kadar zor olabilir ki? Ne de olsa çok büyük paralar harcamış ve koca bir üretim tesisi kurmuştur.

Girişimci düşünmeye devam eder; “Ambalajın üst kısmına büyük bir logo koyarım, zemin rengini kırmızı yaparım, üzerine ürünümün fotoğrafını, yanına da çarpıcı bir slogan yerleştiririm.” “Şimdi tek yapmam gereken bu düşündüklerimi gerçekleştirecek, dinç ve yetenekli bir tasarımcı bulmak.”

Tasarımcı çok kolay bulunur. Çünkü, tasarımcı bu muhteşem ürünün ambalajını tasarlayıp, güzel bir referansa sahip olmak istiyordur. Hemen girişimciden kısa brifini alır. Ürününü 2 yılda üretebilmiş olan girişimcinin, derhal ürününü piyasaya sürmesi gerekmektedir. Tasarımcıya iki hafta süre verir.

Tasarımcı; “Hiç zorlanmayacağım. Ürünün sahibi ne de olsa, benim yerime her şeyi düşünmüş. İki hafta bana yeterde artar bile.” diye düşünür. Projeyi kabul eder. İki hafta sonra ambalaj tasarlanmıştır. Tasarım, tam da girişimcinin istediği gibi olmuştur. Tasarımcımız da fontlara birkaç ufak dokunuş yapmış, tasarıma biraz estetik katmıştır.

Ürün piyasaya sunulur, birkaç ay sonra satış rakamları gelir. Rakamları gören girişimci çok şaşırır; “Aman Tanrım! O da ne! Segmentimizde en kaliteli ürüne sahibiz, ama satışlarda vasat bir başarı bile yakalayamamışız.”

Girişimci hatayı nerede yapmış olabileceğini bulmaya çalışır; “Galiba ürünü yeterince tanıtamadık. Demek ki güzel bir reklam kampanyasına ihtiyacımız var. Yoksa, promosyon mu yapsak? Yok yok, bence fiyat politikamızı değiştirmeliyiz.”

Ve zaman, emek, para harcanır, harcanır, harcanır… Ama zafer asla kazanılamaz.

Grafimet olarak, belki de kötü bir hayali senaryo çizdik. Ancak bu hayali senaryoda harcananın, sadece zaman, emek ve para olmadığını çok iyi biliyoruz.

Bizce asıl harcanan, ambalajın sahip olduğu güçtür!

Ürünü sattıran ambalajıdır. Bunu sadece Grafimet söylemiyor. Bilim insanları, pazarlamacılar, kıdemli girişimciler ve tabi ki tüketicilerin kendisi bunu söylüyor. Peki ne diyorlar? Aynen şunları söylüyorlar;

  • Ambalaj, kendi kendine yetebilen bir pazarlama makinesidir.

  • Bir reklam departmanıdır.

  • Şirketin bir temsilcisidir,

  • Sahada satış yapandır.

  • Bir radyo reklam müziğidir.

  • Gazetedeki tam sayfa reklamdır.

  • Prime-time’da yayınlanan 30 saniyelik bir TV reklamıdır.

  • Maliyeti en az, etkisi en fazla olan tanıtım aracıdır.

Kısaca tüm satış araçlarının güçlerinin tek bir yerde toplandığı, bir “süper güçtür.” Bu süper gücün kendi kendine ayakta kalabilen, tek bir elden kurumun tüm değerlerini tüketiciye aktarabilen ve ürünü satın aldırtan bir yapıda olması gerekir. Ve tüm bunları hareketsiz, sessiz bir şekilde ve düşünme yeteneği olmadan başarması gerekmektedir.

Başarılı bir ambalajın tasarlanabilmesi için girişimcilerin ve tasarımcıların kendilerine sormaları gereken 3 soru vardır. Bu 3 soruya cevap verebildikleri takdirde, işte o zaman, pikselleri, vektörleri, renkleri ince ayar yaparak, bilgisayar başında geçirilen onca saatlerin bir anlamı olur. Sonrasında, ambalajlar raflarda güzel bir şarkı söylemeye başlarlar. Bu güzel şarkıyı duyan tüketici, tam yüreğinden vurularak ürünü sepetine atmaya karar verir.

Bu 3 sorunun, bir ambalajda mutlaka cevap bulması gerekir. Peki, nedir bu sorular?

  • Ürününüzün ambalajı, markanıza ait olan değerleri güçlü bir hikâye ile tüketiciye aktarabiliyor mu?

  • Ürününüzün ambalajı, ait olduğu kategoride tüketici beklentilerini karşılayabiliyor mu? Ve bu beklentileri karşılarken aynı zamanda rafta rakiplerinden farklılaşabiliyor mu?

  • Ürününüzün ambalajındaki tasarım öğeleri, tüketici tarafından rahatlıkla okunabilecek açık bir hiyerarşi ve iyi bir akış ile yerleştirilmiş mi?

Ambalajda yer alması gereken bu 3 temel kural, sürecin sadece teorik kısmıdır. Anlatmaya çalıştığımız bu 3 kural, girişimciler ve tasarımcılar tarafından gerçek hayatta nasıl pratiğe dökülür? Tecrübelerimiz bize, bunu nasıl başarabileceğimizi söylemektedir. Nasıl mı?

Bir hikaye anlatmakla işe başlayın.

Ürününüzün ambalajının ilk görevi, güçlü bir hikaye anlatmaktır. Hikaye ne kadar iyi olursa, satışlar da o kadar iyi olur. Bu hikayeyi tasarıma başlamadan önce belirlemiş olmanız gerekmektedir. Hikayeye sahip olmak, marka stratejisinin en temel gerekliliğidir. Bu güçlü hikaye olmadan doğru bir ambalaja asla sahip olamazsınız, sadece güzel bir resme sahip olursunuz.

Bir odak noktası secin.

Ürününüz ile ilgili bir şey, diğer her şeyden daha önemlidir. Bu şey; şirketin ismi olabilir, bir slogan olabilir, ürünün ismi olabilir, ürünün nasıl kullanıldığı olabilir, ambalajın içinde ne olduğu olabilir ya da bir illüstrasyon veya bir fotoğraf olabilir. Marka stratejiniz, mutlaka bu öğeyi çok doğru bir şekilde belirlemelidir. Belirlenen bu öğe, ambalajda daha büyük, daha kalın ve diğer öğelerden daha ilginç bir şekilde ön plana çıkarılmalıdır. Tasarımcının, tüketici ilgisini çekebilecek psikolojik ve duygusal tetikleyicileri çok iyi bilmesi ve kullanabilmesi gerekmektedir.

Ve tüketiciyi bir yolculuğa çıkartın.

Şimdi, belirlediğiniz bu odak noktasını tüketicinin çıkacağı yolculuğun ilk adımı olarak kullanın. İlk adım belirlendi. Peki, tüketici bundan sonra hangi yöne yolculuğuna devam edecek? Bu yön, sizin marka stratejinize ve anlatmak istediğiniz hikayeye bağlıdır. Bir ambalajın üzerindeki her bir öğenin, iki temel görevi vardır. İlk görev, marka hikayesinin bir parçası olmak, ikinci görev ise tüketiciyi yolculuğun bir sonraki durağına taşımaktır. Bu yolculuğun başarılı olması ambalajdaki hiyerarşi ve akışın başarısına bağlıdır. Tasarım öğelerinin her birinin yerleşim kompozisyonu ve ilgi çekiciliği, tüketiciyi bir yere ulaştırmalıdır. Ambalajın üstünden altına dikey bir yerleşim yapabilirsiniz, ya da bir ‘s’ seklinde akış tasarlayabilirsiniz, ya da bir zikzak paterni belirleyebilirsiniz. Görsel akış paternlerini birbiri ile uyumlu bir şekilde karıştırabilirsiniz. Hangi paterne karar verirseniz verin kolay anlaşılması ve ambalaj üzerinde sonsuz bir döngü oluşturması gerekmektedir. Tasarımcıların bunu başaracak, birkaç numara biliyor olması sorunu kolayca çözecektir.

Tüm girişimcilerin katma değer yaratan, doğru bir ambalaja ihtiyacı var. Grafimet’in varoluş nedeni ise girişimcilerimizin bu ihtiyacını karşılayabilmek.


  • Instagram - Black Circle
  • facebook-square
  • LinkedIn - Black Circle

Registered

Trademark